Bir işin parçası olmaya baş koyduysam kötü olması gibi bir lüksüm olamaz.

Röportaj : OĞUZ UTKU GÜNEŞ Bir işin parçası olmaya baş koyduysam kötü olması gibi bir lüksüm olamaz.

1. “Sidikli Kasabası Müzikali”le başlayan, sonra özel tiyatrolara ve yer yer Şehir ve Devlet Tiyatroları’na uzanan bir hattın var. Bu yolculuğu kısaca anlatır mısın? 

Geriye sarıp bakınca; oyun sahnelediğim durakların farklı tiyatrolar ya da şehirlerde bulunması, kimin nerede tiyatroya ihtiyaç duyduğuna göre şekillendi sanırım. Sahnelemek istediğim oyunların konservatuvar yıllarımdan beri çeteresini tutuyorum.  Kendi repertuvarım üzerinden ilerliyorum. 2007 yılında cebe attığım 39 Basamak adlı oyunu size 2023 yılında sunabildim. Örümcek Kadının Öpücüğü uyarlamam ve reji fikri 16 yaş hayalimdi, ben 35’imdeyken seyredebildiniz. 

İrma Veb’in Esrarı’na göz koyuşum 2010, sahneye koyuşum 2022. Hikayesi çok yani.

2. Peki o günkü heyecanınla bugünkü hâlin arasında ne değişti?

Bir alıntı ile, “O günkü halimden eser yok şimdi”. Ama ıstırap içinde de değilim. Gençken nispeten şuursuz olduğum için yüreğimden gelenle üretmek çok heyecanlıydı. Fakat 25 yıldır halen öğreniyor olmaktan şaştığım onca bilginin yükü ile şimdi diyebilirim ki “yüreğinden geleni kendine sakla, akıl ve usundan geçenleri seyircine göster”. Çünkü bilim çağında kimse kimsenin mağduriyet dramasını seyretmek zorunda değil. O televizyonun vazifesi. Geçmiş ile şimdiyi kıyasladığımda da heyecanın yerini anksiyete ve depresyon alıyor.

3. Sence tiyatronun bugün en temel sorunu ne; seyirci, para, vs. Bu sorun yeni mi, yoksa biz mi artık daha fazla hissediyoruz?

Geçmişte Tiyatronun mevzusu toplumu silkeleyerek aydınlatması gerektiği idi. Ne yazık ki bugün seyircinin neyi seyretmek istediğini sandığı ile ilgili. Artık nitelik kimsenin göstermeye zahmet etmediği bir kavram. Sahnede gak desen ayakta alkışlanıyor. Bu kadar çeşitlilik ve dijital yanıltıcılık içinde seyircinin oyunları kıyaslayıp seçim yapabileceği bir düzlem kalmadı. Spotify algoritmasında top 20 listesinde nasıl şarkılar olduğunu düşün. Tiyatroda da kimi oyunlar artık öyle bir iz düşüm.

4. Kurumsal tiyatro ile bağımsız sahneler arasında senin için değişen durum ne?  Geçim derdi, yaptığın işi ne kadar değiştirdi?

Hem kurumsal tiyatroların hem de bağımsız olanların kıymetli manifestoları var. Devlet ve Belediye tiyatroları ulusça ve dünyaca meşhur ve klasik eserlerin muasır medeniyetler seviyesinde yorumlarını sahneye getirir. Ödenekli olması sayesinde tasarım sanatının inovasyonlarını seyircinin karşısına olabilecek en uygun bilet fiyatı ile sunar. Bağımsız tiyatroların maharetine gelince, o  meteliksizden dahiane fikirler, devrimci oyunlar, yaratıcı icatlar çıkar. Gelecek vaat eden çoğu yetenek ve şahsiyetler de bu hür tiyatrolardan yayılır. Bakınız Pax Sahne, bakınız Galiba Tiyatro.

Keza son yıllarda kurum tiyatroları bağımsız tiyatroların ve gençlerin başardığı işlerin ilhamı ile oldukça yenilikçi oyunlar sahneliyor. Her iki tiyatro da simbiyotik bir şekilde birbirini besliyorlar.

Geçim derdi hakkındaki sualine gelince; tiyatronun deep web’ine girmemiz gerekiyor. Kazancı iyi olabilecek ama birlikte anılmayı istemediğim bir projeyi kabul etmedim.  Gelir gelmeyişi yüzünden yılın yedi ayı odada kapalı kalacak olsam bile -ki bu sıklıkla oluyor- geri çevirebiliyor ve bu seçimimi hiçbir meslektaşıma önermiyorum.

5. Prova sürecinde seni en çok zorlayan şey gerçekten metin mi, ekip mi, yoksa kendi egon mu? Bir oyunun “tamam oldu” dediğin bir an gerçekten var mı? Yoksa tiyatro hep eksik mi kalır?

Ağzına sağlık cânım Berna. Doğası gereği hayat zaten tamamlanamaz olan ve eksik kalandır, tiyatro da hayatın izdüşümü olduğundan tamam oldu diyemiyoruz; dedirtmiyor. 

Beni en çok zorlayan şeyse evim ve prova mekanı arasında katettiğim yollar. Tiyatronun en zor kısmı ışınlanamamak. Buna ek olarak tiyatronun kolektif değil bireysel olduğunu sanan ve kendi egolarına tutkun kişilere denk gelmek beni hem horluyor hem de zorluyor.

6. Kötü bir işin parçası olduğunu düşündüğün oldu mu? O durumda kalmaya devam etmek mi, bırakmak mı daha zor? Bugün sahnelenen oyunların ne kadarı gerçekten gerekli? Hiç “bu oyun olmasa da olurdu” dediğin oldu mu?

Bir işin parçası olmaya baş koyduysam kötü olması gibi bir lüksüm olamaz. Her oyunumdan kıvanç duyuyorum çünkü aralarında hasbelkader ya da ticari beklentiyle yönettiğim bir örnek yok. Bazan kendi çapımda en iyi üçümü seçiyorum ve bu tutarsızca değişiyor.  Repertuvarımı kötü bir şarkıyı seslendirmeyen bir hanende gibi oluşturmaya çabalıyorum.

7. Son yıllarda ünlü oyuncuların tiyatroya yönelmesi ve bu projelerin büyük sermaye tarafından desteklenmesi, tiyatroyu daha görünür kılıyor ama aynı zamanda ehlileştiriyor olabilir mi?Sence bu durum, tiyatronun muhalif damarını zayıflatıyor mu?

Kimi ünlüler kazançlarını tiyatroya yatırarak sanata hizmet veriyorlar demek isterdim ama tv dizilerindeki vasatlığı sahnelere taşıyorlar. Neyden bahsettiğimi bilecek kadar sahne geçmişi olan ünlülerimi tenzih ederim. 

Bu tarz oyunların seyircileri de sahnedeki oyuncular tarafından görülmek, fotoğraf çektirmek, bir etkinliğe katılıp bunu sosyal medyada paylaşmak maksadı ile gelmiyorlar mı? Cevap verme lütfen. (gülüyor)

8. Peki tiyatronun hâlâ gerekli olduğuna gerçekten inanıyor musun, yoksa bu biraz meslek refleksi mi?

Tiyatronun bilim kadar, tıp kadar, hukuk kadar gerekli olduğunu düşünüyorum. İnsan tabiatının ne olduğuna ve neye dönüşebileceğine dair en kapsayıcı, en aydınlatıcı anlatı sanatıdır. Yürekteki vicdanın ve beyindeki ayna nöronların bir hikmete dönüşüp topluma yayılmasıdır. Toplum mühendisliğidir yani. Refleks olarak yapanlarsa; dün yoktular, yarın var değiller.

9. Dijital içeriklerle kıyaslandığında tiyatro sence geride mi kalıyor? Tiyatro rekabet etmeli mi, yoksa başka bir yerde mi durmalı? Yani bildiğimiz Tiyatro anlayışı seyirci için sıkıcılaştı mı?

Digital olan hiçbir şey tiyatroyu bitiremiyor, boy ölçüşemiyor. Sinema bile sahiciliğine rağmen gölgedir, ışık ilizyonudur.  Oyuncular senin için sahnede değillerdir, aygıtlar aracılığıyla kaydedilmiş gölgelere bakarsın. Tiyatro ise araçsız, gereçsiz, yalnızca ruh ve etle yapılabilir. Hiçbir alet adevat, zamazingo gerektirmeyebilir. Başlangıç içinse bir seyirci bile yeter. Her şey geçer, sahne sanatları ayakta kalır.

10. Tiyatronun bugünkü krizden çıkmak için gerçekten bir yolu var mı? Yoksa biz sadece ayakta tutmaya mı çalışıyoruz?

Tiyatro aslında son yıllarda kimi kurum ve kişilerin tekelinden çıkmış ve oldukça çeşitlenerek, pekişerek çoğalmıştı. Olması gereken hakikaten buydu. Fakat gelinen aşamada aklına esen herkes on beş provayla sahneye çıkıp yaptığı monoloğa tiyatro demeye başladı. Yine spotify mecazı yapacağım, ihtiyaç duyduğun şarkıya bile ulaşamayacağın bir bolluk, bir müptezellik ile dolu. Yani unsurun bol olmasından dolayı değeri düştü, kıymeti azaldı. İyi ile kötüyü, derinde ile yüzeyde olanı kimse ayıklamaya vakit ayırmaz oldu. Gelişine tiyatroya gidiyoruz.

11. Tiyatro yapmadığın bir dönemde sende ne eksiliyor? Bugün her şeyi bırakman gerekse, seni en çok ne zorlar?

Tiyatro yapmadığım dönemler, tiyatro yapacağım dönemlerde faydalanmak için hala tarih, sosyoloji ve felsefe öğrenimlerime vakit ayırıyorum.  Böyle söyleyince havalı duyuldu ama bu süreçlerde havasızlıktan boğuluyor, tüm dünyanın kaosunu zihnimde tertiplemeye kalkışmak gibi imkansız düşünceler üretiyorum. Ne düşünmem gerektiğini düşündüğüm döngülere giriyorum. Yani hasta olduğum tiyatro, yokluğuyla beni öldürüyor. 

Yeniden görüşmek üzere ayrılmadan önce; bu söyleşiyi meslektaşımla yapmış olmaktan sevinç duyuyorum. Birlikte ne zaman yine bir oyun izleyip hakkında ileri geri kritik yapacağız merak ediyorum. Okuyanlara esenlikler.

 

Tiyatronun yönünün tartışmaya açıldığı, değerinin ise giderek bulanıklaştığı bir dönemde söylediklerin yalnızca bir hatırlatma değil, aynı zamanda bir uyarı gibi. Belki de mesele tiyatronun nereye gittiği değil, bizim onu neye dönüştürdüğümüz.
Bu sohbetin bende bıraktığı etki ise tam da buradan geliyor; kolay cevaplara yaslanmayan, konfor alanını zorlayan bir yerden konuşmuş olman. Kritiklerimize döneceğimiz anı merak etmekle kalmıyor, o anın hâlâ mümkün olup olmadığını da düşünmeden edemiyorum. Bu sohbetin, o ihtimali yeniden kurmak için küçük ama gerekli bir rahatsızlık yaratmasını umuyorum. Teşekkür ederim.