Dans sanatçısı, koreograf ve çağdaş dans alanında akademisyen olarak çalışmalarımı 1993 yılından beri sürdürüyorum. Profesyonel olarak 1995 yılından bu yana, oyuncular için özel olarak tasarlanmış ve geliştirilmiş Beden Farkındalığı, Kompozisyon & Doğaçlama, Dans Tekniği derslerini veriyor, atölyelerini sürdürüyorum. Birçok ulusal ve uluslararası tiyatro projesinde koreograf olarak metnin bedenleştirilmesi, oyuncunun fiziksel aksiyon kapasitesinin inşası ve eylemin bedensel bütünlükle yapılandırılması süreçlerinde yer aldım. Farklı kurum ve organizasyonlardaki eğitmenlik ve yönetmenlik tecrübelerimi, hareketin geliştirici gücü üzerine kurduğum, sosyal aktivizm projeleriyle birleştirerek, bedenin otonomisi ve fenomenolojik varoluşu üzerine özgün teoriler, eserler geliştirmeye odaklıyım. Özellikle devlet koruması altındaki gençler ve çeşitli dezavantajlı gruplarla yürüttüğüm çalışmalarla, beden odaklı çalışmaları ve beden algısını toplumsal bir sağaltım ve sosyal dönüşüm aracı olarak konumlandırmaktayım.
Tiyatro ve dans sanatının varoluşsal sorunlarının başında, bedenin bir ifade aracı olarak nasıl konumlandırılacağının geldiğini düşünüyorum. Oyuncunun-dansçının iç dünyasındaki itkilerle, dış dünyadaki fikirlerin kesiştiği bir iletim aracı olarak ‘bedeni’ ve ‘beden algısını’ merkezde tutuyorum. İcracı bedeninin sadece bir nesne değil, soyut olanın somutlaştığı bir araç olması gerektiğini ve sanatsal eylemin, bedenin bir yansıtma alanı haline geldiği an başladığını düşünüyorum. Burada bedenleşme, bireyin yaratıcı ve öznel bir alan oluşturulması, bedenin geliştirilmesi ve tiyatro /dans disiplinleri aracılığıyla fikirlerin-itkilerin hayat bulabilmesi için, etle kemikle hemhal olma hali diyebilirim. Bu noktada güncel gösteri sanatının bedenleşme ve icracı bedenin ifadesel potansiyeli, eserin-fikrin-itkinin yansıtılabilmesinde ‘özne’dir. ‘Bedenleşme’ sadece bir figürü şekilsel olarak sergilemek değildir. Öte yandan bu disiplinlerin hafızası, bir temsilin (mimesis) sınırlarından, bir varoluşun (oluş) sınırsızlığına doğru evrilen bir süreci yansıtıyor. Bu sürecin merkezinde, eseri ve bilincini sahnede sunan, bedenleştiren icracı bedenini görüyorum.
Performansının önemli riskleri arasında fikirlerin (oyunculuğun / dansçılığın) sahnede ‘havada kalması’ riski vardır, ancak beden yansıtma alanı olduğunda, fikir bir dış obje üreticisi olmaktan çıkar, biyolojik bir gerçeğe dönüşür. Mimesis ve Oluş Arasında / ‘Bedenleşen İdrak’ kavramında kastettiğim, oyuncunun sadece bir ‘başkası’ gibi davranmayı bıraktığı, kendi biyolojik ve bütünsel gerçekliğiyle performans esnasında yeniden an’da oluştuğu, oluşabildiği kritik eşiği ve yaratıcı gerçekliği tanımlamaktadır. ‘Beden’ sadece şekilsel bir yapı değil, derin anlam üretim alanıdır ve her performansla birlikte canlı bir arşiv olarak da varlığını sürdürür. Hareket bir iletişim aracı haline gelir.
Geleneksel gösteri sanatları anlayışının, oyuncuyu bir ‘ayna’ olarak konumlandırdığını anlıyorum. Bu aynada görülen, önceden yazılmış bir karakterin kopyasıdır. Peki beden, bir başkasının taklit edildiği bir kılıf mıdır? Eğer oyuncu sadece mimesis sınırları içinde kalırsa, beden bir nevi araç seviyesine iner. Benim için kaliteli oyunculuk "mış gibi yapmak" değil, sahnede o an ‘olmak’ ve hareket tasarımını hafızasında canlı tutabilmesiyle ilgilidir. Tiyatro ve dans sanatında ‘beden’ mimesisin güvenli kıyılarından ayrılıp ‘oluş’un sularına açıldığında, icracı artık bir sonuç sunmayı bırakır.
Beden bir ‘yansıtma alanı’ olduğunda; eser sadece bir oyun/koreografi değil, bedenleşmiş bir idrak eylemi haline gelir. Bu alanda fikir, itkiye; itki, harekete; hareket ise kalıcı bir kimlik değişimine uğrar.
‘Bedenleşen idrak’ kavramıyla bilginin sadece zihinde değil, kasların hafızasında, nefesin ritminde yani bedende saklı olduğunu öneriyor ve savunuyorum... Oyuncu için idrak, metni ezberlemek değil; metnin duygu ve eylemini bedensel, yaratıcı bir hakikate dönüştürmektir. Tiyatronun varoluşsal sorunlarını ‘beden algısı’ ve ‘bedenleştirme’ üzerinden okumak, sahneyi / gösteri alanını sadece bir temsil alanı değil, bir dönüşüm laboratuvarı olarak görmeyi gerektirmektedir. Bir fikrin zihinden çıkıp maddeleşmesi (bedenleşmesi), o fikrin varlık kazanmasıdır. Öte yandan tiyatronun (dans sanatının) temel varoluşsal sorularından biri de ‘ötekiyle nasıl bağ kurarız?" sorusu, aslında doğrudan beden algısıyla ilgilidir.
Dolayısıyla tiyatrocunun bedeni, mimesis’in güvenli limanlarından ayrılıp "oluş"un tekinsiz denizlerine açıldığında, oyuncunun bedeni de bir dekor parçası olmaktan çıkar, sanatçı artık bir sonuç sunmayı bırakır. İdrakın kendisi haline gelir. Üretim, hayatın yüzeysel bir kopyası olmayı bıraktığı an, belki de oyuncunun bedeni gerçek ‘oluş’ alanına dönüşme şansına sahip olabilir. Oyuncunun sadece bir "başkası" gibi davranmayı bıraktığı, kendi biyolojik ve ruhsal gerçekliğiyle sahne üzerinde yeniden doğduğu o kritik duruma odaklanmak istiyorum. Bedenleşen idrak kavramıyla bilginin sadece zihinde değil, bedeninde, nefesin ritminde ve efor-enerji kullanımında saklı olduğunu hatırlatmayı isterim.
Tiyatro alanından bakacak olursam, oyuncu için idrak, metni ezberlemek değil; metnin duygu ve eylemini bedensel bir hakikate dönüştürmekse, zihin ve beden arasındaki o bölücü duvar yıkıldığında, oyuncu sahnede ‘ne yapacağını düşünen’ biri olmaktan çıkar; doğrudan eylemin kendisi haline gelebilir. Eylemin kendisi olabilme ise zaman ister, yani sürece ihtiyaç duyar. Çalışma, tasarım, bireyin güncel bedensel özelliklerini iyi anlaması ve farklı hareket kalitelerini yönetebilme birikimi gerektirdiğini gözlemliyorum.
‘...Bir koreograf olarak metni/fikir/itkiyi bedenleştirme arayışı benim için değerli bir üretim itkisi. Oyuncunun oyun içerisinde, nereden nereye ve nasıl ilerleyeceği yani nasıl hareket edeceği- nasıl yürüyüp, oturup, düşeceği veya jestleri nasıl kullanacağını, karakter(lerin) bedenini ve eserin hareket dağarcığını tasarlarken, oyuncunun bu tasarımları bedensel olarak inşa edilebileceği, sindirebileceği, gerekli çalışma zamanını ve koşullarını sağlayacak projelerde çalışmayı önemsiyorum. Bu yaklaşımla çalışmak koreograf olarak benim için de büyük bir ihtiyaç. ‘Bedenleştirme’ çalışmalarını tasarlayabilmek, o fikre ve esere dair hareket kaliteleri üretmek, koreografi yapmak ancak bu koşullarda mümkün olabiliyor.
Günümüzde tiyatro üretim ve sunum yaklaşımı, kanımca hareketten ilhamla ve yeninin arayışıyla oyuncu bedeni ‘görmeyi’ arzuluyor.’ T. U. Tuna / İştisan Kolektif-Oyuncu Bedeninin İhtiyaçları, 2025
Oyuncu/ dansçı sahneye çıktığında mekânı sadece ‘işgal’ etmez, mekân, sanatçıların bedeniyle birlikte ‘bedenleşir’. Böylelikle oyuncu, sahneye çıktığı andaki bedeniyle, performansı bitirdiği andaki bedeni arasında büyük bir fark barındırır. Bu süreçte beden algısı kökten değişir: Beden artık bir ‘nesne’ değildir; o yaşamın ve eserin tecrübe edildiği öznedir. Taklit edilen bir geçmiş veya hedeflenen bir gelecek yoktur. Sadece o anın içinde, izleyiciyle paylaşılan bir enerji vardır. Tasarım, koreografi bu enerjetik alanın haritasını oluşturur. Oyuncunun, dansçının bedeniyle verdiği bu mücadele, aslında insanın kendi varoluşuyla verdiği mücadelenin bir provasıdır. İcracı seyirciye şu mesajı fısıldar: ‘ben burada size bir hikâye taklit etmiyorum; ben burada, sizin gözleriniz önünde yeniden inşa ediliyorum.’ Bir yandan da ‘beden’, bir arşiv işlevi görerek, performans mekanı ile etkileşime girer.
Mekan, bedenin hareketlerini şekillendirirken, bedenin yaptığı her hareket mekanı da yeniden yorumlar.
Çağdaş dans, genel bir yaklaşım olarak alışılmışın dışında olanın peşindedir. Farklı ifade biçimlerini keşfetmeyi, sunmayı tercih eder. Beden, sürekli olarak yeniden yaratan ve dönüştüren dinamik bir varlık halindedir. Bu yaklaşım, izleyicinin bedenle olan ilişkisini de sorgulamasına yol açmaktadır.
Güncel gösteri sanatları farklı gerçekliklerin nasıl bir arada var olabileceği sorunsalıyla uğraşır. Beden, bu çatışmanın çözüldüğü canlı bir laboratuvar alanıdır.
Günümüzde, geçmişte olduğu gibi tiyatro ve dans sanatı farklı kimlikleri, toplumsal meseleleri ve kültürel hafızayı beden aracılığıyla temsil ediyor. Bu temsil, sanatçılarda ve izleyicide farklı kültürel anlayışların bir araya gelmesine ve toplumun kolektif hafızasının yeniden sorgulanmasına olanak tanıyor. Her performans bedenin ve mekanın içindeki anlamı keşfederken, aynı zamanda toplumsal sorgulamaların ve duyusal deneyimlerin kapılarını aralar. Bu sanatsal tavır ve yaklaşım, sanatın toplumsal diyalog ve değişim için bir araç olarak nasıl işlediğini anlamada önemli bir perspektif sunabilmektedir.
Bir dans sanatçısı, koreograf ve dans akademisyeni olarak, gösteri sanatları alanında 'beden'
algısını yaygınlaştırmayı, bedenin üretim kapsamında kullanım şeklini zenginleştirmeyi ve
beden aracılığıyla toplumsal farkındalık oluşturabilecek projeler üretiyor ve uygulamaya özen
gösteriyorum. Tiyatro ve dans sanatı kültürünü bir rehber olarak yapılandırarak, kişinin
bedeni üzerinden bir iletişim ve etkileşim alanı yaratmayı amaçlıyorum.
Gençler için tiyatro ve çağdaş dans sanatı alanlarının, sosyopsikolojik ve sosyopolitik boyutlarıyla toplumsal fayda yaratma potansiyeline sahip olduğunu biliyoruz. Genç kuşağın karşılaştığı sorunları sanatsal üretim aracılığıyla, sahneye taşıyan çalışmalar, izleyicinin / toplumun dikkatini çekmekte ve toplumsal diyaloğun sanatsal üretim ve sunum aracılığıyla oluşmasına katkı sunmaktadır.
Tiyatro ve dans sanatı, toplumsal sorunları ele alarak gençlerin bilinçlenmesine yardımcı olabilir, sosyal adalet, eşitlik, ayrımcılık gibi konularla ilgili yaratıcı eserler aracılığıyla bu kavramları keşfetme fırsatı bulabilir. Yaratıcı ifade biçimleri, gençlerin duygularını anlamalarına ve başkalarıyla empati kurmalarına yardımcı olur. Performanslar, özsaygı artırıcı ve özgüven geliştiren deneyimler sunarak bireysel gelişimi teşvik eder.
Farklı sosyal koşullardan gelen gençleri bir araya getiren tiyatro ve dans projeleri, toplumsal birleşmeyi destekler. Ortak bir amaç etrafında çalışmak, sosyal bağların güçlenmesine ve topluluk duygusunun oluşmasına olanak tanır. Gençler, çağdaş dans ve tiyatro aracılığıyla politik ve sosyal görüşlerini ifade edebilir. Protesto performansları veya toplumsal eleştiriler içeren eserler, gençlerin seslerini yükseltmelerine ve değişim için harekete geçmelerine olanak tanırken bir yandan da kısıtlamalardan uzak, yaratıcı projelerde yer alarak gençlerin kendi bakış açılarını ve potansiyellerini keşfetmelerine imkan sağlanır. Bu da genç kuşağın, toplumsal değişim süreçlerine katılımlarını artırır. Gençlere özgürce yaratma ve yenilikçi düşünme imkanları sunabilmek son derece değerlidir.
‘Fremd’ ve ‘My Name is Mensch’ Projelerinde Bedensel İdrak ve Dönüşüm
Bedenin bir ‘alan’oluşturması ve fikirlerin fiziksel bir forma bürünmesi, bu projelerde merkezi bir rol oynamaktadır.
Bu bağlamda Perform[d]ance derneğinin ‘Occupy Theatre’ projesi kapsamında 'bedenleşen' 2013 ‘My Name Is Mensch’ (Benim Adım İnsan) ve 2014 ‘Fremd’ (Yabancı) çağdaş dans &tiyatro projelerini örneklemek istiyorum.
Perform[d]ance derneğinin yirmi yılı aşkın süredir Batı Pomeranya bölgesinde Stralsund şehrinde, çağdaş dansı teşvik etmeye ve profesyonel üretim koşulları yaratmaya kendini adamıştır. Bölgedeki pek çok genç, son yıllarda dans tiyatrosu projelerine katılarak yoğun sanatsal süreçler deneyimlemiştir. Bu gençlerin birçoğu, daha sonra Almanya'da ve yurt dışında sanatsal veya tiyatroyla ilgili diğer eğitim programlarını tamamlamıştır. Bu sayede çağdaş dans, Batı Pomeranya bölgesinde bir sese ve platforma kavuşmuştur. 2004 yılında Stralsund'da "Okullarda Dans" projesi başlatılmıştır. Son 10 yılda, 30 farklı okuldan, düzenli okul günlerinin bir parçası olarak süregelen "Okullarda Dans" programlarına katılmıştır. Rügen Özgür Okulu’nda (Freie Schule Rügen) temel hedef; her öğrencinin altı yıllık ilkokul eğitimi süresince en az bir kez yoğun bir dans tiyatrosu projesine katılması, bir koreografla ilk karşılaşmadan final performansına kadar olan yaratıcı süreci deneyimlemesidir. 2012 yılında Perform[d]ance, Alman Dans Fonu'nun 12 ulusal ortak projesinden biri olarak seçilmiş ve "Occupy Theatre" projesi kurmuştur.
www.performdance.de/ adresinden alıntılanmış, çevrilmiş ve özetlenmiştir.
2013 ve 2014 yılında sürdürülen ve iki farklı eser üretimi olan projede, toplam 200 lise öğrencisi, 8 dans eğitmeni/koreograf, müzisyenler, video sanatçıları ve sanat direktörü olmak üzere çekirdek bir ekiple 6 hafta boyunca çalışıldı.
Bu öğrenciler proje dahilinde pilot ilan edilen farklı liselerden bir araya gelmişti. Proje kapsamında hayatlarında ilk defa Tiyatro salonuna gelen vardı. Nispeten ekonomik olarak dezavantajlı bölgelerde yaşıyorlardı. Bazılarının çeşitli bağımlılık hikayesi veya süren tedavisi vardı. Daha önce hiç hareket etmemiş, hiçbir performansta yer almamış, toplam 200 öğrenci, 6 hafta boyunca (Pazar günleri hariç) günde yaklaşık 6-7 saat, 25 kişilik gruplara ayrılıp bizimle çalıştılar. Sonunda ürettiğimiz eserleri Almanya’da çeşitli sahnelerinde sundular. 6 hafta boyunca, okullarından servisle prova ve derslerin yapıldığı stüdyoya getirildiler. Yanlarındaki rehber eğitmenleri tüm çalışmaları gözlemledi. Sabahları 2 saatlik hareket ve doğaçlama teknikleri çalışıyor, öğleden sonra ize koreografi bölümlerini üretiyorduk.
‘2013 de üretilen My name is Mensch / Benim Adım İnsan’ eserinde ise, Rio Reiser'in şiirsel metinleri ve Ton Steine Scherben'in müziği, insani çelişkiler ve özlemler, genç dansçıların bedensel yorumlarıyla sergilenmiştir.
Meine Name ist Mensch / BENİM ADIM İNSAN-1
1970'lerin ‘isyan ve başkaldırı’, ‘insan olma’ kavramı, gençlerin kendi kimliğini, çelişkilerini ve toplumdaki yerini eser üretim sürecinde sorgulamasına yardımcı olmuştur. Günümüzün ‘İşgal Et’ (Occupy) hareketi, sekizinci sınıf öğrencilerinin bedeni üzerinden güncel bir yansıtma alanına kavuşmuş, gençlerin bedeni, insani çelişkileri, arzuları ve hayat durumlarını görünür kılan temel ifade alanı haline gelmiştir.
Meine Name ist Mensch / BENİM ADIM İNSAN-2
Almanya Federal Kültür Vakfı (Kulturstiftung der Länder) tarafından yürütülen, çocukların ve gençlerin sanata katılımını teşvik eden önemli ulusal inisiyatiftir. Vakıf tarafından 2014 yılında Kinder zum Olymp! (Olimpos'a Çocuklar) / Ana Ödülü – ‘My Name Is Mensch’ eserine verilmiş ve projelerde de deneyimlendiği üzere; beden, mimesis'in sınırlı temsilini aşarak, genç bireyin kendi hakikatini inşa ettiği sarsıcı bir mevcudiyet alanına dönüşmüştür.
Meine Name ist Mensch / BENİM ADIM İNSAN_3
2014 yılı yapımı olan ‘Fremd / Yabancı’ projesi, Batı Pomeranya'daki öğrencilere günlük yaşamın sunmadığı karşılaşmalar için olanak sağlamıştır. Berlin-Kreuzberg’li Türk ve Arap gençlerin paralel dünyaları ile Stralsund’lu öğrencilerin dünyaları, hepsine yabancı bir alanda –yani sahnede– bir araya gelir, çarpışır.
Fremd /YABANCI_1
‘Benim için yabancı olan nedir?’, ‘Nerede yabancıyım?’, ‘Bende yabancılaşma hissini tetikleyen nedir?’, 'Yabancı olmak' nasıl hissettirir?’gibi varoluşsal sorular, gençlerin hissettiği ‘yabancılaşma’ ve ‘ötekileşme’ (alienation) gibi içsel itkiler, çağdaş dansın araçları kullanılarak ‘assosiyatif (çağrışımsal) hareket araştırmaları aracılığıyla geliştirilmiştir.
Fremd / YABANCI_2
Performansta, 120 kişilik genç dans topluluğu cevaplar bulur, ancak aynı zamanda yeni sorularla da karşılaşırlar. Beden, yabancılaşma hissinin hem kaynağı hem de bu hissin çözüldüğü bir alan haline gelmiştir. ‘Yabancı olma’ hissi sahnede bedenleşirken, zihinlerdeki ‘yabancı’ algısını yıkmayı amaçladık.
Fremd / YABANCI_3
Bu eserler, bedenin sadece bireysel bir araç değil, ortak bir fikir etrafında ‘alan oluşturan’ kolektif bir güç olduğunu da göstermiştir.
Yoğun çalışma temposu, genç zihinlerde ve bedenlerde bütünsel bir dönüşüm yaratmış, bu çalışma ortamı ergenlik dönemindeki gençler için sadece bir sanatsal aktivite değil, aynı zamanda fiziksel ve zihinsel sınırlarını keşfettiği açık-şeffaf-kapsayıcı ve güvenli bir ‘varoluş alanı’ oluşturmuş, gençlerin bedenini bir ‘ifade alanına’ dönüştürmüştür. Her gün yapılan dans tekniği, koordinasyon, kuvvetlendirme, esnetme, doğaçlama ve koreografi çalışmaları, bedenin sınırlarını genişletmiş ve gençlerin kendi bedeni üzerindeki kontrolünü artırmıştır.
Tiyatronun, dansın varoluşsal sorunları, bedenin bir ‘yansıtma alanı’ olarak kullanılmasıyla çözülebilir. Beden, fikrin mekanı, itkinin taşıyıcısı ve kimliğin kanıtıdır. İletişim beden üzerinden kurulduğunda, dilin ve sosyal statünün yarattığı bariyerler aşılır, ayrımlar yok olur. Sekizinci sınıf öğrencileri için her iki süreç, kendi kapasitelerini keşfettikleri ve sanat aracılığıyla ‘ben buradayım’ dedikleri bir büyüme evresi oldu. IGS Grünthal ve Hector- Peterson gibi okullardan gelen gençlerin yaşadığı o ‘açılma ve bedensel idrak’ anları, aslında
Bahsi geçen her iki eser de, sosyo-ekonomik açıdan kırılgan genç grupların sanat aracılığıyla kendilerini yeniden inşa etme sürecini belgeler niteliktedir. Eserler, gençlerin hissettiği, ancak kelimelere dökemediği duyguları – enerji yoğunluğunu, bedeniyle ‘yansıtma alanı’ üzerinden somutlaştırmasına imkan tanımıştır. Bireysel bir çabanın ötesinde kolektif bir bilincin inşası gerçekleşmiştir. Her gün aksatmadan yapılan dans tekniği çalışmaları, bedeni ‘itkilere yön veren’ aktif bir özneye dönüştürmüştür.
sanatın en saf varoluşsal zaferiydi ve bireysel dönüşümden toplumsal bütünleşmeye kadar uzanan çok katmanlı bir yapıda karşımızda duruyordu.
Gençlerde koreografi üretirken, yaratıcı süreçte gözlemlediğim bedensel- psikolojik ve zihinsel açılma, aslında bedenin kendi potansiyelini bir yansıtma alanı olarak keşfetmesiydi diye düşünüyorum. Tiyatro ve dans, gündelik hayatta bir araya gelmesi zor olan gruplar için tarafsız bir karşılaşma alanı sunar. Bu tarz projelerde bu karşılaşma alanını kullanarak, gençlerin paralel dünyalarını sarsmış ve onlara yeni bir varoluş imkanı sunabiliyor. Koreograf ve eğitmen olarak deneyimlediğim bu yoğun üretici süreç, dilerim gençlerin içindeki ışığı, oyuncu ve dansçıyı fark etmelerini sağlayan en büyük itki olmuştur.
Beden bir yansıtma alanı olduğunda; tiyatro, koreografi bedenleşmiş bir idrak eylemidir.
Tuğçe Ulugün Tuna Nisan 2026, İstanbul
ESER KÜNYELERİ:
Meine Name ist Mensch / BENİM ADIM İNSAN
Prömiyer
19 Haziran 2013, Vorpommern Tiyatrosu, Stralsund
22 Haziran 2013, Vorpommern Tiyatrosu, Greifswald
Sanatsal Yönetim ve Konsept: Stefan Hahn
Dansçılar: IGS Grünthal 8. Sınıf öğrencileri ve projenin koreograf ekibi
Müzik Yönetimi ve Düzenlemeler: Jan Maihorn Orkestra Şefi: Henning Ehlert Dekor ve Kostüm Tasarımı: Anke Gänz, Annett Hunger
Koreograf Ekibi: André Luiz Costa, Mafalda Deville, Laura Doehler, Isabelle Molina, Antje Rose, Miriam Ruoff, Tuğçe Tuna, Philipp van der Heijden
Müzik: Vorpommern Filarmoni Orkestrası Vokal: Jule Kracht Gitar: Jan Maihorn, Hannes Rackow Bas Gitar: Philipp Moll Davul/Vurmalı Çalgılar: Wieland Möller Ses Tasarımı: Christian Schossig
Işık Tasarımı: Felix Grimm Üretim/Prodüksiyon Yönetimi: Dörte Wolter
Grafik Tasarım: Richard Rocholl Fotoğraflar: Thomas Aurin
‘Fremd’ / YABANCI
Prömiyer
30 Ocak 2014, Vorpommern Tiyatrosu, Stralsund
19 Şubat 2014, Vorpommern Tiyatrosu, Greifswald
Sanatsal Yönetim: Stefan Hahn Müzik Yönetimi: Henning Ehlert Besteci: Hüseyin Evirgen
Dekor ve Kostüm Tasarımı: Anke Gänz & Annett Hunger
Koreograflar: André Luiz Costa, Mafalda Deville, Laura Doehler, Artemis Lampiri, Isabelle Molina, Antje Rose, Miriam Ruoff, Tuğçe Tuna
Video Tasarımı: Karolina Serafin Işık Tasarımı: Felix Grimm Üretim/Prodüksiyon Yönetimi: Dörte Wolter Dans: IGS Grünthal 8. Sınıf öğrencileri ve Berlin-Kreuzberg Hector-Peterson Ortaokulu öğrencileri, Batı Pomeranya Filarmoni Orkestrası ve konuk müzisyenler.

