Volksbühne’nin Sessizliği mi, Piccolo’nun Onurlu Mirası mı? Bir Bellek Tasfiyesi ve Volksbühne’nin Hayaleti...

EDİTÖRDEN Volksbühne’nin Sessizliği mi, Piccolo’nun Onurlu Mirası mı?
Bir Bellek Tasfiyesi ve Volksbühne’nin Hayaleti...

Volksbühne’nin Sessizliği mi, Piccolo’nun Onurlu Mirası mı?
Bir Bellek Tasfiyesi ve Volksbühne’nin Hayaleti...

Kolektif’in ilk sayısında, bu 112 yıllık dev çınarın gölgesinde buluşurken bir söz vermiştik: Bu belleği birlikte koruyacağız. İkinci sayımızda rotamızı “Tiyatronun Geçmişten Günümüze Toplumsal Gücü”ne kırarken; bu gücün yalnızca sahne üzerinde değil, bir kurumun yaşama iradesinde ve köklerinde nasıl şekillendiğini dünya tiyatrosunun iki zıt kaderiyle anlatmak istiyorum.

2017 yılında Berlin Volksbühne’de yaşanan bellek tasfiyesi, tiyatro tarihinin en ağır derslerinden biridir. Repertuvarın dağılması, kadroların çözülmesi ve seyirciyle kurulan ilişkinin kopmasıyla 25 yıllık bir ekol; sanatçısını ve mutfak emekçisini kurumun asli ortağı değil de “geçici bir hizmet kalemi” olarak gören idari bir dönüşümle, yalnızca yedi ay içinde sanatsal bir enkaza dönüştü.

Oysa Milano’daki Piccolo Teatro, çatışmalarla ve bedellerle örülmüş bir süreçte Giorgio Strehler’in özerklik ve sanatçı haysiyeti için verdiği savaş sayesinde bugün hâlâ Avrupa’nın en saygın kalelerinden biri. Piccolo bize şunu öğretti: Tiyatro, sanatçısının statüsü ve kurumsal hafızasının sarsılmazlığı kadar ölümsüzdür.

Bugün 112 yıllık Şehir Tiyatroları’nda; 2012’den bu yana süregelen yönetmelik belirsizlikleri ve yıllardır beklenen kurumsal statülerin henüz tescillenmemiş olması, bu koca çınarın içten içe bir “erime” riskiyle karşı karşıya kalması demektir. Emekli olan her ustamızla eksilen o hafızayı, usta–çırak zincirinin sahne üzerinde doğal biçimde devredilmesine imkân tanımadan, liyakatini yıllardır sahne üzerinde kanıtlamış yeni kuşaklarla perçinleyemediğimiz her gün Piccolo’nun gururlu mirasından uzaklaşıp Volksbühne’nin hüzünlü sessizliğine yaklaşıyoruz. Tiyatro, bu köklerin ve özerk ruhun aslında kimlerin emeğiyle ayakta kaldığını bir kez daha düşünmemiz içindir.

Kendi hafızasına, yönetmeliğine ve her gece perde açıldığında rüştünü seyircinin tanıklığında ispat eden gerçek sahiplerine sahip çıkan kurumların ölümsüzlüğü adına…

Emeğimize, hakikatimize ve o bitmeyen sahne yolculuğunun tesciline olan inancıyla…

Berna Adıgüzel Alben