TİYATRO OYUNLARINDA TELİF SORUNU
Tiyatro, Antik Yunan’dan bugüne toplumun kendini anlatma ve anlama, yaşadığı toplumsal olayları sergileme, belli bir toplumsal farkındalık yaratma ve benzeri birçok toplumsal ihtiyaçları karşılamaktadır. Türk Tiyatrosu ise köklü bir geleneğe sahip olup; Tanzimat Dönemi, Meşrutiyet Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi gibi belli dönemlere ayrılarak uzun yıllardır seyirciyle buluşmaktadır.
Yine günümüz Türkiye’sinde, özellikle büyük şehirlerde, her geçen gün daha çok tiyatro sahnesi açılmakta, bu sahnelerde hem amatör hem profesyonel sayısız oyunlar sergilenmektedir. Bu sayısız oyunların artışında özellikle pandemi dönemi sonrasının ciddi bir rol oynadığını söylemek de mümkündür. 2020’de başlayan pandemi ve pandeminin bitişiyle birlikte Türkiye’de tiyatroya duyulan talep her geçen gün daha da artmıştır. Bunun nedeni belki de insanların uzun süre evlerinde mahsur kalması, sosyal etkileşimin azalması gibi faktörler olarak belirtilebilir. Dolayısıyla özellikle pandemi döneminden sonra her gün sayısız tiyatro oyunu seyircisiyle buluşmaktadır. Tabi ki hepimizin izlerken kendinden bir parça bulduğu, zaman zaman hüzünlendiği, zaman zaman neşelendiği tiyatro, hazırlık aşamasında birçok hukuki prosedürle de yüzleşmektedir. Bu yazıda; tüm bu prosedürlerin genel tarihsel sürecini ve bu sınırların genel olarak nasıl çizildiği irdelenecek, Tiyatroda telif hakkı konusuna genel bir bakış açısı getirilecektir.
Öncelikle “Telif konusu ilk olarak ne zaman bir kanun ile düzenlenmeye başlamıştır?” sorusuna genel olarak değinmekte yarar vardır. Eski uygarlıklarda telif hakkı bir ihtiyaç olarak gözetilmemiş olup, bununla ilgili herhangi ayrıca bir düzenlemeye de gidilmemiştir Özellikle modern matbaanın 1400’lü yıllarda icat edilmesi ve sanat eserlerinin yazılı olarak yayılmaya başlamasıyla eser sahiplerinin hukuki bir koruma altına alınması gerekliliği yavaş yavaş gündeme gelmeye başlamıştır. Ancak zaman içerisinde çıkartılan belli yerel yasalarla eser sahipleri koruma altına alınmışsa da, bu durum yeterli olmamıştır. Eser sahiplerinin hükümet tarafından bir kanun ile korunmaya başlanması ilk olarak İngiltere’de 1710 yılında yürürlüğe giren “Act Anne” ile olmuştur. Act Anne ile İngiltere’de ve dünyada ilk defa telif hakları hükümet tarafından ulusal düzeyde koruma altına alınmıştır. Ancak kabul edileceği üzere telif hakkının ülkesel boyutlar dışında uluslararası boyutta da korunması önemli bir ihtiyaçtır. Başka bir ülkede yayımlanmış bir eserin, sahibinin haklarının diğer bir ülkede de korunması ve belli ihlallerden uzak tutulması gerekliliği zaman içinde daha da artmıştır. Bu nedenle bu doğrultuda da belirli uluslararası sözleşmeler yapılmış, eser sahiplerinin haklarının uluslararası düzeyde de korumasının yolları açılmıştır. Türkiye de bu mevcut uluslararası sözleşmelere taraf olup, telif hakkı ihlallerinin sadece ülkesel boyutta değil, uluslararası boyutta da önüne geçmeyi hedef edinmiştir.
Osmanlı Döneminde ise telif hakkının tarihsel gelişimi 1850’li yıllarda Encümen-i Daniş Nizamnamesi ile başlamıştır. Zaman içinde belirli kanunlar ve düzenlemeler ihtiyaçlar
doğrultusunda şekil değiştirmiş, halen daha bu kanunlar ve düzenlemeler gelişmeye ve ilerlemeye devam etmektedir.
Peki, nedir bu “Telif Hakkı”? Telif hakkı, kişinin kendi emeğiyle ürettiği bir eser üzerinde sahip olduğu hakların bütününe denir. Bu haklara sahip kişilere ise eser sahibi denmektedir. Telif hakkı güncel Türk hukukunda ise 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile koruma altındadır. Bu kanunda telif hakkı mali ve manevi haklar olmak üzere ikiye ayrılmakta olup, bu hakların toplamı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre telif hakkını oluşturmaktadır. Manevi haklar, eser sahibinin münhasıran şahsına bağlı ve devredilemeyen haklarken mali haklar ise üçüncü kişilere bir ücret karşılığı ya da ücretsiz olarak devredilebilmektedir. Telif hakkının varlığı eser sahibinin yaşamı boyunca ve ölümünden itibaren ise yetmiş yıl o eser ile devam etmektedir. Yani bir başka deyişle, bir sanat eserinin üretilmesinden ve sahibinin ölmesinden itibaren yetmiş yıl sonra o eser artık kamu malı haline gelmektedir. Telif hakkının ihlali ise eser sahibi kişinin ya da mirasçılarının onayı olmadan eserin çoğaltılması, değiştirilmesi, kaynak gösterilmeden kullanılması gibi durumlardır.
Bu noktada bir de çeviri eserlere değinmekte yarar vardır. Çeviri eserler 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bünyesinde “işleme eser” olarak sınıflandırılmaktadır. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre bir eseri işleme hakkı yalnızca eser sahibine ait olup, bu mali bir haktır. Dolayısıyla bir eseri çevirmek isteyen kişi ya da kurum öncelikle eser sahibinden onay almak zorundadır. Bunun tek bir istisnası vardır; Eğer bu kişi çevirisini yaptığı eserden herhangi bir kazanç elde etmeyecekse, hobi olarak çevirisini gerçekleştirdiyse buna gerek yoktur. Tiyatro eserlerinin de öncelikle romanlardan Türkçe’ye çevrilmesi ve devamı aşamalarında telif hakkı sahipleriyle sözleşme imzalanarak onayının alınması şarttır.
Okurların kafasında soru işareti oluşmaması adına bir örnek üzerinden açıklamaya devam edebiliriz. Tiyatro sektöründe yaygın olarak karşılaşılan tiyatro yapım şirketlerinin çalışma şekli üzerinden örnek verebiliriz. Bir yapım şirketinin telif hakkı devam eden bir tiyatro oyununu hazır hale getirerek sahnelerinde sergilemek istemesi durumunda, yapım şirketinin eser sahibi hayattaysa eser sahibiyle değilse de mirasçılarıyla bu eserin mali haklarının devri konusunda anlaşması gerekmektedir. Bu anlaşma sözleşme yoluyla yapılır. Az önce de belirtildiği gibi manevi hakların devri mümkün olmasa da yapım şirketinin eserin mali haklarını bu sözleşme ile devralması mümkündür. Bu anlaşma sonucunda yapım şirketi, eserin tüm haklarına sahip olamasa da belli haklarını sergilemek için öncelikle telif hakkı sahibine göre belirlenecek belli şartlarla devralabilir. Böylece tiyatro oyununun seyircisiyle buluşması için ilk adım tamamlanmış olur.
Buna örnek olarak Suat Derviş’in eseri Fosforlu Cevriye verilebilir. Fosforlu Cevriye, 1930-1940 yılları arasındaki İstanbul’da yaşayan sokak kızı Cevriye’nin polisten kaçan bir adama olan aşkını konu alan bir eserdir. Fosforlu Cevriye’nin telif hakkı 2022 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından alınmıştır. 2022-2023 tiyatro sezonunda prömiyerini gerçekleştirmiş, o tarihten beri seyirciyle buluşmaya devam etmektedir.
Peki, bunun bir istinası yok mudur?
Türkiye’de özellikle son yıllarda ilk ve orta dereceli okullarda ve üniversitelerde tiyatroya duyulan sevgi artmış, özellikle öğrencilerin eğitimi ve kültürünü artırmak amacıyla tiyatro oyunları sergilenmeye başlanmıştır. Hukuk sistemimiz, özellikle okullarda yaşanabilecek telif hakkına ilişkin zorlukları ortadan kaldırmak amacıyla Bern Sözleşmesine dayanarak bu duruma bir istisna getirmiştir. Buna göre 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Madde 33’e göre yayımlanmış bir eserin, tüm eğitim ve öğretim kurumlarında, yüz yüze eğitim ve öğretim maksadıyla doğrudan veya dolaylı kâr amacı gütmeksizin temsili, eser sahibinin ve eserin adının mutat şekilde açıklanması şartıyla serbesttir. Bu duruma “temsil serbestisi” denmektedir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre, mali herhangi bir gaye olmadan bir tiyatro oyunun sergilenmesi, bir şiirin okunması gibi durumlar eğitim kurumlarında eğitim ve öğretim maksadıyla yapıldığı sürece serbesttir. Ancak bu istisnadan yararlanabilmenin en önemli şartı eser sahibinin ve adının mutat olarak açıklanması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay da ilgili kararlarında temsil serbestisine başvurulabilmesi için sergilenen eserin herhangi bir kâr amacı gütmemesini ve eğitim-öğretim amacıyla olması gerekliliğini vurgulamıştır.
Telif haklarının ihlal edilmesi durumunda ise eser sahibinin haklarını ihlal eden kişi ya da kurumlar ciddi maddi ve manevi tazminat ödemeleriyle karşı karşıya kalacak, hukuki ve cezai sorumluluklar ve hapis yaptırımları söz konusu olacaktır. Hakları ihlal edilen eser sahibi ya da mirasçıları kendileri ya da bir avukat vasıtasıyla hukuki yollara başvurabilecektir.
Hukukumuzda her olay kendi özelinde değerlendirilir, her süreç kendi iç yapısına göre ele alınır. Ancak hem tiyatro hem de diğer tüm alanlarda telif hakkı ihlallerinin önüne geçilmesi gerekliliği aşikardır. Bu yazıda tiyatroda telif hakkının ne olduğunu, telif hakkının önemi ve hangi hallerde istisnaların var olabileceğinden kısaca ve genel tabirlerle söz etmeye çalıştık. Yararlı olabildiyse ne mutlu.
Av. Nil Sevin ALAKENT

