Sahnenin Ardındaki Eller: HÜSEYİN ÖZAY

“ Sahnenin Adındaki Eller” bölümümüzde bu kez; boynunda mezurası, kolunda iğneleri ve elinde makasıyla kostüm tasarımcısının hayalini elleriyle sanata dönüştüren emektar  ustalarımızdan İ.B.B.Şehir Tiyatroları erkek terzihanesi şefi Hüseyin Özay ile buluşuyoruz.

Ağabey merhaba.. Terzilik mesleğine başlama sürecini ve sonrasında tiyatro terziliğine geçiş hikayeni anlatır mısın bize?
Merhaba.. Ben terziliğe 1977 yılında Samsun Terme'de, bu işin çıraklığından başlayarak adım attım..1978 yılında İstanbul Beykoz'a geldim. Beykoz'da bir ustanın yanında 1983 yılına kadar meslekte çalıştıktan sonra askere gittim. Dönüşte 1986 Kasım ayında Şehir tiyatrolarında çalışan bir yakınımın tavsiyesi üzerine; rahmetli eski terzihane şefi Muzaffer ustam ve  Halim abinin yanında göreve başladım. Böylece bu büyük aileye dahil oldum..

Diktiğiniz kostümler bizim için sadece  bir giysi değil; aynı zamanda sahnede oynadığımız  karakteri var ederken  destek aldığımız en önemli unsurlardan  biri.. Tasarımcının çizimlerinin  sizin önünüze ilk gelişi, sonrasında kumaş ya da materyal seçimi, kesimi ve dikimiyle o yaratım sürecini bize  anlatabilir misin?  
Önce tasarımcı arkadaşlarımız bize gelip tasarladıkları kostüm çizimlerini ve kullanmak istedikleri kumaş numunelerini  gösteriyorlar. Seçimlerinin teknik olarak uygun olup olmadığını soruyorlar, ardından belirlenen kumaşlar geliyor. Sonrasında  tasarlanan modele göre  uygulama aşamasına geçiyoruz. İlk başta, kostümü giyecek oyuncuların ölçüleri alınıyor. Ölçüler alındıktan sonra prova sürecine hazırlık başlıyor;   kumaş çizimleri, kesimleri  yapılıyor. Sonrasında oyuncu arkadaşlar provaya çağırılıyor, son provayı takiben dikim süreci ve son   düzeltmelerle  kostümümüz tamamlanmış oluyor..

Peki,  bir sahne kostümünü  günlük bir kıyafetten ayıran en önemli farklar nelerdir diye sorsam? Dayanıklılık, sahne ışığı altında görünümü veya  hareket kabiliyeti, konforu gibi konularda tasarımcılarla  fikir ayrılığına düştüğünüz oluyor mu?
Tiyatro kostümü çok özel bir alan, özen göstermek zorunda olduğumuz pek çok detay var.. Dikiminin çok  dayanıklı  olması gerek, kumaş seçimi önemli. Sadece  rengi  veya dış görünümü yetmez, terletmemesi, havadar olması gibi detayları dikkate alıyoruz, bazen fazladan dikişler ve  takviyelerle kostümde güçlendirme yapıyoruz. Tasarımcıyla aynı dili konuşmak bu yüzden çok önemli. Sonuçta kostümün karaktere uygun olması, ışık altında kendini göstermesi kadar, yüzlerce kez giyileceğini, sahnede yeri geldiğinde atlayıp zıplanacağını ve aksiyon yaşanacağını da unutmuyoruz.

 Oyunlarda özellikle zamanla yarıştığımız kostüm değişimlerinde terzilerin desteği çok önemli. Geçmişte “sahne terzisi” (giydirici) olarak da  görev yaptın. Bize  sahne arkasını o gözle anlatabilir misin?
1986-87 yıllarıydı  sanırım, yeterli kadromuz yoktu. Bazen gündüz terzihanede çalışıyor,  gece de oyunlara göreve gidiyorduk.. Kadıköy  Haldun Taner Sahnesi’ nin  açılışını Keşanlı Ali Destanı oyunuyla biz yapmıştık. Dev kadro oynuyordu, rahmeti Savaş Dinçel, Suna Pekuysal, emekli oyuncularımızdan Erhan Yazıcıoğlu.. kadroda yok yok birçok usta oyuncu..Ordan oraya koşturup, bir taraftan  oyunculara yardımcı olurken bir  taraftan da o efsane isimleri kulisten  izlemeye çalışırdık.. Sen de şahit oluyorsun, bazen  oyuncularla beraber bir sağda bir solda, antre yerlerinde telaşla  “Ayakkabım nerede?”,   “gömleği unutmayalım!”  ütüsü, kostümlerin hazırlığı vs.. koşturup dururuz.. Arada seyirci alkışları ve kahkahalar yükselir..O ekibin içinde olmak, o heyecanı yaşamak müthiş bir duygu bence büyük bir ayrıcalık.

Elbette ki değerini bilene diyelim..     Tiyatronun takvimi bazen çok yoğun olabiliyor. Kostümlerin teslim tarihleri yaklaştığında geçmişte bazen  hafta sonları, hatta sabahlara kadar çalıştığınızı hatırlıyorum.. Bu baskıyı ve işlerinize yansımasını nasıl yönetiyorsunuz?
Tabii o dönemler hem bizim hem de tasarımcılar için biraz stresli geçiyor.
Bu stres sahneye de yansıyor; yönetmenden  oyuncuya kadar herkesi etkiliyor. Süreç aslında kumaş ve  malzeme satın alımından başlıyor, orada bir gecikme olursa her şey aksıyor.
 Oyunun çıkmasına üç beş gün kalmış ve kostüm hazır değilse ciddi bir sorun var demektir.
 Geçmişte sezon başı, ortası,  sonu fark etmeksizin daha kalabalık ve teferruatlı ağır oyunlar yapılıyordu. Şimdi genellikle biraz daha rahat oyunlar çalışıyoruz.. Benim 87'de kadroya girdiğim tarihten  bu yana,  yaklaşık 38 yıldır  terzihane yüzünden bir oyunun  yetişmediği hiç olmadı, perde hep açıldı.. Bu dekor için de geçerlidir. Tabii ki bazı zorluklar yaşardık ama bir şekilde hallediyorduk. Geçmişte  teknolojisi eski makinelerle çalışırdık, ip kopar mı,  dikiyor mu dikmiyor mu belli değildi,sürekli  kontrol ederdik..
Hatırlarsın, terzihanelerimiz  yıkılan  Harbiye Sahnesi’nin ikinci katındaydı. Depomuz da oradaydı, sıkışıkta olsa iç içeydik.. Harbiye Sahnesindeki  çay ocağımız,  oyuncusundan ışıkçısına, terzisine, yönetmenine, tekniğine, herkesin buluşma mekanıydı. Aile gibiydik, samimi sohbetler edilir, her şeye bir şekilde çözüm bulurduk..

Ne güzel hatırlattın ağabey. Tüm çalışanlar gibi maddi açıdan sizin de pek  tatmin olduğunuzu söyleyemeyiz ancak manevi açıdan sizi en çok  mutlu eden an hangisi diye sorsam? Diktiğiniz kostümü terzihanede oyuncunun ilk giydiği an mı yoksa sahne ışıkları altında oyunun ilk gösterimini izlediğiniz an mı?
Oyun seyirciyle buluşup beğenildiğinde ve  alkışlandığında duyduğum mutluluğun tarifi  imkansız.. Emek verdiğin kostümlerin  başarılı bir oyunda  oyuncuların üzerinde görmek oldukça  gurur verici..

Bugüne kadar yüzlerce  oyunda binlerce kostüm için kumaş kestin, diktin, dönüştürdün.. Bu arada hemen yan taraftaki kadın terzihanesi, ayakkabı ve şapka atölyeleriyle de  uyum içinde çalışıyorsunuz.. Ustalar.. Anılar.. Unutamadığın oyun  kostümleri  diye sorsam?
Kesinlikle, binlerce kostüm olmuştur...Her projede kadın terzihane ekibiyle, ayakkabı ve şapka atölyesi ile uyum içinde çalışmak bu işin olmazsa olmazı..
Hâlâ yeni bir oyuna  başlarken  dönem kostümü mü yoksa modern bi tasarım mı  diye bakmadan aynı  heyecanı yaşıyorum. Bu güne kadar harika tasarlanmış bir çok yetişkin ve  çocuk oyunu kostümlerini  arkadaşlarla  keyifle diktik ve dikmeye devam ediyoruz..
 Mesela geçmişte senin de oynadığın oyun Othello vardı, çokça siyah ve kırmızı deri  çalışmıştık. Deri çalışmayı severim.. Açılış sahnesindeki maske  festivali kostümleri de çok hoşuma gitmişti.. Ama genel olarak  ayrım yapmadan tüm işlerde severek  çalıştım. Kaybettiğimiz eski şeflerimiz   Halim usta, Muzaffer abi ve  Baki abi olsun hala yaşayan İbrahim Konya abimiz, eski  gece terzilerimizden  Mahmut abi olsun  hepsiyle birçok hikayemiz, güzel anılarımızı paylaştık  ve hepsi de bize tiyatroyu sevdiren tüm bildiklerini paylaşan büyük ustalardı..
 
Tüm ustalarımızı saygı ve minnet duygularımızla analım bu vesile ile..Son olarak  okuyucularımızla ve  meslektaşlarınla paylaşmak istediğin duygu ve düşüncelerini almak isteriz..
Emeklilik yıllarım yaklaşırken bu sohbet için  çok teşekkür ederim.. Şehir tiyatroları ailesinin bir parçası  olmak beni hep çok mutlu etti. Dışarıda  buradan emekli olmuş, çalışmış birini gördüğümde tüylerim diken diken oluyor çok mutlu oluyorum, çünkü burayı ailem olarak görüyorum. Evet aldığımız ücretlerin durumu ortada, eskiden de zengin olmuyorduk ama daha bir dayanışma içinde, sevgi ve saygı ile çalışırdık. Kadıköy sahnesinde gece terziliği yaparken, aksesuarcı bir arkadaşımın cenazesi vardı ben onun görevini de  yapmıştım oyunda, bunlar hiç sorun olmazdı. Şimdi ise benim vazifem değil diyerek bir toplu iğneyi  bile yerden kaldırmıyor bazı genç arkadaşlar.. Sevgi, saygı ve aidiyet duygusu git gide azaldı kurumumuzda.. Geçmişte biz mahcup olmamak için elimizden geleni yapar çok çalışırdık.. Bugün herkes iki günde  hemen tamam, biz olduk diyor ve sonrasında  hem kendine hem de kurumuna zararı dokunuyor. Bugünlerde azaldığını görsem de, genç arkadaşların  bu güzide kurumda her ne iş yapıyorlarsa  yapsınlar, mesleklerini  ve  tiyatrolarını sevmelerini çok isterim, sonra iş disiplinlerinden taviz vermeden bu koca ailenin parçası olmanın gururunu yaşamalılar..

 Kostümlerimizi dikerken ince ince kumaşa  ruhunu üfleyen  ağabeyimiz  Hüseyin Özay nezdinde tiyatronun tüm terzilerinin ve emekçilerinin elleri dert görmesin..Çok teşekkür ederiz..