Selam Emre, Neon Tiyatro’nun nasıl doğduğunu ve bugünlere nasıl geldiğini bizimle paylaşır mısın?
Daha önce sahnesi de olan özel bir tiyatronun kurucu ortaklarından biriydim. 2018’de başlayan bu yolculuk, bana tiyatro kurmak ve bir yapıyı ayakta tutmakla ilgili değerli bir tecrübe kazandırdı. 2020’de oradan ayrıldıktan sonra daha çok video prodüksiyon işlerine odaklandım. Tiyatro kurmak gibi bir planım yoktu. Fakat Galataperform’un Yeni Metin Festivali kapsamında yönettiğim Tanıdığım Tüm Erkekler oyunu, yeni bir topluluk kurma fikrinin kıvılcımı oldu. Oyunun etrafında oluşan enerji, tiyatroya yeniden dönme arzusu yarattı. Böylece Neon Tiyatro doğdu. Bugün vizyonumuz; yerli ve yeni metinlerle beslenen, iş birliklerine açık ve üretim odaklı bir tiyatro yaratmak.

Fiziksel bir sahneniz olmadan üretim yapmak size nasıl bir özgürlük sağlıyor, hangi zorlukları beraberinde getiriyor?
Daha önce sahnesi olan bir yapıyı yönetmiş biri olarak bu durumun avantajlarını da zorluklarını da deneyimledim. Öncelikle, sahnesiz olmak bize yeni ortak üretim alanları açıyor. Farklı mekânlarla temas kurmak, onların seyircisiyle buluşmak mümkün oluyor. Elbette sahnesi olan bir tiyatro programını kendi belirler; bu çok değerli bir şey. Ama aynı zamanda sahne işletmek bambaşka bir iş: kendi dinamikleri, kendi gündemi var. Biz bu süreçlerin içinde değiliz, odağımızı ve enerjimizi daha çok oyunların üretimine ve görünürlüğüne verebiliyoruz.
Neon Tiyatro’nun sahnesiz olması aslında bizim üretim modelimizi de belirliyor. Farklı sahneler ve yapılarla ortak üretim alanları geliştirmek, yazarlarla, yönetmenlerle ve kariyerinin başındaki sanatçılarla bir arada üretim yapabilmek, bu yapının temelini oluşturuyor. Yani sahnesiz olmak, bizi daha esnek, iş birliklerine açık ve üretimi kolektif kılan bir tiyatro haline getiriyor.
Neon Tiyatroyu “yeni metinlerle ve iş birlikleriyle beslenen” bir yapı olarak tanımladın. Sürece dahil olanların farklı alanlarda sorumluluk alabilmesi gibi kolektif bir çalışma kültürünüz olduğunu görüyoruz. Bu yapıyı nasıl tanımlıyorsun?
Bizim üretim anlayışımızın iki temel kavramı var: Esneklik ve çok katmanlılık.
Esneklikten kastımız, oyunun yaratım sürecinde her aşamada serbest düşünceye alan açmamız. Provalarda, dramaturji çalışmalarında ya da sahnelemeyi tartışırken kalıplara sıkışmıyoruz. Oyuncuların, tasarımcıların ve dramaturgun özgürce fikir üretebildiği; gerektiğinde çizgi dışı denemelere cesaret edildiği bir ortam kurmaya çalışıyoruz. Bu yaklaşım, oyunun gelişim aşamsında beklenmedik yönlerinin ortaya çıkmasını sağlıyor ve üretimi daha canlı kılıyor.
Çok katmanlılık ise bizim için tiyatroyu farklı alanların üst üste gelerek zenginleştiği bir bütün olarak görmek demek. Sanatçılar yalnızca sahnedeki performanslarıyla değil; kimi zaman yazarlık, tasarım ya da prodüksiyon gibi farklı alanlarda da sürece katkı sunuyor. Bunun üzerine farklı topluluklarla yaptığımız iş birlikleri ve oyunlarla paralellik kuran dijital projeler de eklendiğinde, ortaya çok boyutlu bir yapı çıkıyor.
Bu yaklaşımı somutlaştırmak gerekirse; Tanıdığım Tüm Erkekler’de rol alan Baver Karahancı bu sezon kendi yazdığı bir metinle tiyatroya katkı sunuyor. Aynı oyunun bir diğer oyuncusu Can Kılınç, yeni oyunumuz Hiç Dünya’da ışık tasarımcısı olarak görev alıyor. Yani Neon Tiyatro, sanatçıların farklı yönlerini keşfederek üretime katıldıkları bir alan yaratıyor. Bu, Neon Tiyatro’nun yolunu tanımlayan temel bir yaklaşım.

Videographer ve müzisyen olarak edindiğin deneyim tiyatroya bakışını nasıl etkiliyor?
Etkisi çok büyük. Video çekiminde mekânın düzeni ve görseli çok önemlidir; sahneye de bu gözle bakıyorum. Müzik ise bana dinlemeyi öğretti. Sahnedeki ritmi, ses tonlarını, atmosferi duyarak karar vermeye çalışıyorum. Tiyatroyu yalnızca sahnede kalan bir şey gibi değil, farklı medya araçlarıyla beslenebilecek bir alan olarak görüyorum. Bu yüzden oyunlarla paralellik kuran kısa dizi projeleri üretmek üzerine çalışıyorum.
Neon’un üretim alanı sadece sahneyle mi sınırlı, yoksa başka alanlara dair planlar da var mı?
Biz tiyatroyu farklı disiplinlerle buluşturmaya çalışıyoruz. Dijital dünyanın sunduğu imkânları heyecanla takip ediyorum. Yakın gelecekte oyunlarla bağlantılı dijital projeler üretmek, sahneyle dijital üretim arasında bir köprü kurarak seyirciyle yeni bir iletişim alanı açmak istiyoruz. Böylece Neon Tiyatro yalnızca sahnede kalmayacak, dijital mecralara da uzanacak. İki alanın birbirini besleyeceği bir bütünlük içinde ilerlemesini hedefliyoruz.
Neon Tiyatro bu sezon İstanbul seyircisiyle hangi oyunları buluşturacak?
2025–2026 sezonuna üç oyunla giriyoruz:
Tanıdığım Tüm Erkekler (Sarp Polat’ın yazdığı, geçtiğimiz sezon prömiyer yapan oyun) bu yıl da devam ediyor.
Yeni oyunumuz Hiç Dünya, Baver Karahancı’nın yazdığı, benim yönettiğim; İlayda Güler, Serhan Alben ve Baver Karahancı’nın oynadığı bir yapım.
Ayrıca Hausbuhne ile iş birliği yaparak Michael Frayn’ın yazdığı, Noyan Ayturan’ın yönettiği Kopenhag’ın yürütücü yapımcılığını üstleniyoruz.
Diyelim ki Neon Tiyatro bir oyun değil de bir müzik grubu olsaydı, hangi türde çalardı ve siz hangi enstrümanı alırdınız?
Daft Punk ve Muse karışımı bir yerde olurduk. Groove tabanlı ve melodik. Bir yandan karanlık ama aynı zamanda enerjik bir müzik. Ben de grubun davulcusu olurdum.


